Bu yolculuğa çıkmadan üç-dört hafta önce, yıllar önce başlayıpta bitiremediğim Osman Atasoy’un ”Uzaklar” adlı romanını tekrar elime aldım. Kapağı çevirmem ile birlikte ilk sayfaya not ettiğim Turgut Uyar’ın şu satırları karşıma çıktı;

”Sakinim bütün gece boyunca,

Başımı değişmeyen düşüme koyunca”

Tarihi 20 Mart 2006 diye not etmişim :) . Sonra düşünmeye başladım, neydi bu değişmeyen düş, ya da ne zaman başlamıştı diye?Ve tekrar 2010 yılında biryerlere not ettiğim sevgili cümlem düştü aklıma;

”15 yaşında kurmaya başladığım, 15-25 arasında geliştirdiğim, 25-33 arasında kaybettiğim tüm düşlerime şimdi yeniden sahibim”

Evet 15 yaşında kurmaya başlamışım ben bu düşü, dünyayı dolaşmak düşünü, gezgin olmak düşünü…. Nasıl olacaktı bilmiyordum, neyle yapacaktım bilmiyordum ama birgün biryerlerden başlayacaktım işte…

15-25 yaşlarım arasında özenle süsledim düşlerimi. Sonra birden mezun olduk üniversiteden, başladı hayat gailesi dedikleri şey, gelecek kaygısı denilen şey… Nasıl olacaktı, nasıl yapacaktık vs vs… Ki ben ülkemiz koşullarında iş korkusu olmayan birkaç meslekten birine sahiptim. Evet tıp fakültesi bitmişti, bir iş garatim vardı… Ancak ne yazık ki önümde TUS denilen başa bela bir sınav vardı. Ben bu sınavın tıp fakültesini yeni bitirmiş idealist gencecik doktorların hepsini pasifize etmek, hepisine hayallerini unutturmak için yapıldığına canı gönlümden inanıyorum. Ancak yine yazık ki ülkem koşullarında başka bir türlüsünün de adil işletilebileceğine inanmıyorum… Hadi, onu kazandık… önünde koca bir beş yıl vardı, deliler gibi çalışıp, az yiyip, az uyuyup, az kazanıp, çok çile çekmek, çok susmak, hep haksız olmak demek olan asistanlık dönemi vardı. Noldu… hepsi geçti… ama noldu hayaller rafa kalktı ve ne yazık ki çoğumuzun hayalleri hep o raflarda kaldı, yeniden hatırlayan çok az oldu, o hayallerin yerini çok kazanmalı, evlenmeli, çocuk yapmalı, geç kalmamalı kaygıları aldı, kimileri bunlara hayallerim adını verdi.

İşte böylece 30′ları devirmeye başladık, sonra birden hayatımdan hiç eksik etmediğim ama sonradan anladım ki hakkını da çok iyi veremediğim bisiklet tam orta yerinden yaşantıma dalıverdi. Ne güzelde yaptı yahu, nasıl da güzel oldu bu…

Baktım; Bisikletin adı özgürleşmek oldu

Bisikletin adı sadeleşmek oldu

Bisikletin adı paylaşmak oldu

Bisiklet bitmeyen düşümü gerçekleştireceğim aracın adı oldu…

Hep bu düşü paylaşacağım biri olsun istedim yanımda, canyoldaşım olsun istedim. Tam bunu tek başıma yapabileceğime inandığım sırada şükürler olsun ki 1.Kapadokya Bisiklet Festivali oldu :)

Böylece biraraya geldik.

Gel zaman git zaman sevgili İzmir’li bisikletliler bize güzel mi güzel bir düğün yaptılar, gelinlik ve damatlığımızla bisiklete bindik, 150 kadar bisikletli arkadaşımız bize eşlik etti, Göztepe köprüsünden sahil boyunca ilerleyerek nikahımızın yapıldığı Kemeraltı’ndaki tarihi hana pedalladık hepberaber. Yol boyunca insanlar balkonlara çıkıp el salladı, arabalar kornalarıyla eşlik etti. Tam anlamıyla bir şenlikti. Biricik İzmir’li bisikletliler, sevgili arkadaşlarımız mekanı elleriyle süslemişlerdi bizim için, masamızda kağıttan yapılmış güvercinler bile vardı :)

Bu nikah, düğün, tur… televizyonlara ve gazetelerede çıktı elbet, yine hepsi İzmir’in bisikletlilerinin sürprizleriydi bizim için. Ne kadar teşekkür etsek azdır…

Sonra İzmir, Malatya, Ankara üçgeninde yapılması gerekenlerle boğuşurken, birden bir korku aldı ikimizide, napıyoruz lan biz dedik… O korktuğumuz kalıplara girmeyeceğimizi biraz da kendimize kanıtlamak için onca koşturmacanın arasına bir bisiklet turu planladık. İyi ki de planladık :) . Böylece balayımız niyetine Almanya’nın Nürnberg şehrinden başlayıp Slovakya’da Bratislava’ya kadar uzanan 15 günülük 600 km’lik bir bisiklet turu yaptık.

Şirin Nurnberg’den başlayıp Almanya’nın güzelliğine akıl sır erdiremediğimiz köylerini geçip, nasıl tarlaların hep ekili, ekinlerin hep toplu olupta ortada hiç bir çalışan görülmeyişinin şaşkınlığı ile yolumuza devam ettik.

Güzel Viyana’nın güzel sokaklarında, güzel Viyana’nın güzel parkalarında, güzel Viyana’nın güzel heykellerinde kendimizden geçtik.

Bisiklete ve bisikletliye gösterilen özeni görüp acayip öykündük, sabah iş trafiğinde bisikletlilerin oluşturduğu kalabalıklara karıştık, eğlendik :) Kırmızı ışıkta bekledik, yeşil ışıkta geçtik :)

Prag’a uğrayıp orta çağ havasını soluduk

Slovakya’ya varıp Bratislava’da sokak sanatının güzelliğine şahit olduk, kapalı kalmış toplumların sanatta vardıkları başka biryerler olduğunu düşündük…

Ve en nihayetinde güzel Viyana’ya geri dönüp uçakla ülkeye döndük

Geri döndük geri döndükte :) dönünce bu 15 günün bize ne yaptığını gördük, nasıl gidip nasıl döndüğümüzü gördük, ışığımızın, rengimizin, bakışlarımızın değiştiğini gördük….

Eeeeeee insanoğlu bu ya, bişeyin ucu azıcık göründü mü duramıyor artık, merak ediyor ötesini, talep ediyor daha fazlasını. İşte bize de böyle oldu; eh dedik bu 15 gün bize böyle hissettirdiyse şöyle uzunnnn bir tur yapsak biz, ne güzel olur di mi? Bir kere düştümü bu fikir akla, ne yapıp ediyor kendini gerçekleştiriyor galiba?

Gitmek düşüncesi yerleşince iyice usa, nereye dedik ve hiç düşünmedik,

Çünkü Latin Amerika :)

Öyle cezbediciydi ki, öyle kendine münhasır öyle merak uyandırıcı…

Sonra madem oralara kadar gidiyoruz Kuzey Amerika’yı da gezelim, en azından bir kıta turu olsun bu dedik :)

Rotayla ilgili araştırmalar yapmaya başlayınca adına Panamerican Highway denen Alaska’dan başlayıp Güney Amerika’nın en güney noktası olan, ordan öteye yol olmayan, Ushuaia’da sonlanan bisikletçiler arasında da pek sevilen rotayı gördük, böylece aşağı yukarı rota hakkında bir fikir sahibi olduk

Sonra birgün yine bir bisiklet turunda (1. Az bilinen antik kentler bisiklet turu) bu yolculuğa çıkma amacımızın insanlarla iletişim kurmak, konuşmak, hissetmek, yaşamlarını anlamak olduğunu hatırladık, madem öyle İngilizce seviyemizi geliştirmek için bir 6 ay Londra’ya gidelim dedik.

İşte şimdi Londra dayız

E burdan ne yapacağız, galiba tura İngiltere’de 2-3 aylık bir tur yaparak başlayacağız, burdan da Newyork’a oradanda Seattle’a geçip Panamerican Highway diye adlandırılan bisikletçilerin, motorsikletlilerin veya herhangi bir araç kullanan ya da kullanmayan ama Amerika kıtasını baştanaayağa gezmek isteyenlerin çok kullandığı şu rotayı pedallayacağız :)

Kaliforniya kıyılarından güneye inerken Kuzey Amerikanın şu çok bilindik ulusal parklarını göreceğiz

Denizdibi güzelliği ile ünlü Baja yarımadasına inip burdan Meksika’ya geçeceğiz, Meksika’dan Guatemala, Honduras, Nikaragua, Kosta Rika ve Panama’ya pedallayıp Kolombiya’ya ulaşacağız

Ekvator, Peru, Bolivya ve Şili’de dünyanın en kurak çölünde (Atakama), en yüksek göllerinden birine (Titi Kaka), ünlü Antik İnka şehrine (Maçu Piçu) pedallayacağız.

Şimdilik turu Arjantin’de Güney Amerika’nın en güney noktası olan ve bu turu yapan gezginlerin partilerle turlarını noktaladıkları yer olan Ushuaia’da bitirmeyi planlıyoruz :)

Elbet zaman ne gösterir göreceğiz :)

İşte böyle… Biz hayallerimizin peşine düştük, sizde bizimle gelirseniz… Daha mutlu oluruz :) ))

Tüm düşlerinizin gerçek olması dileğiyle mutlu yıllar hepinize :) ))

13 Responses to Bir Merhaba da Benden

Leave a Reply

LoginRadius Social Login Plugin is not configured!

To activate your plugin, navigate to LoginRadius > API Settings section in your WordPress admin panel and insert LoginRadius API Key & Secret. Follow this document to learn how to get API Key & Secret.

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

FACEBOOK

TWİTTER